Bizler de Demir Çelik Store dergisi olarak Arzu Hanım’ı ofisinde ziyaret ettik ve Kaptan Demir Çelik firmasına dair pek çok değerli bilgiyi sizler için derledik.
Bizlere kendinizden bahseder misiniz?
1967 Karabük doğumluyum, evliyim ve iki kızım var. İlkokulu Karabük’te, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudum.
Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü’nü bitirdikten sonra kurduğum atölyede her yaştan sanatseverle çalışma ve sergiler açma fırsatım oldu. Atölyem her zaman çalışmak isteyen sanatçılara açık oldu ve tüm bu etkinliklerden büyük keyif aldım.
Bir anne olarak, kendi çocuklarımı da büyüttüğüm dönemde özellikle çocukları sanatla tanıştırarak sanatı sevdirmeyi; ayrıca sanatla uğraşmak isteyen yetişkinlere de bunu gerçekleştirebilecekleri ortamı sağlamayı ve sergiler açmayı hedeflediğimiz ‘’Benim Atelyem’’ adında bir işletmem oldu. Birçok sergi açtık ve bugün birçok öğrencimizin kendi atölyeleri var. Gurur duyduğum verimli bir dönem olduğunu düşünüyorum.
Çocuklarım yeteri kadar büyüdüğünde artık aile işine dönerek sorumluluklarımı yerine getirebilmek için Kaptan Grup’ta işbaşı yaptım. Ancak özellikle üniversite öğrencileriyle çevreye dikkat çekecek sanatsal projelerde yer almaya devam ediyorum. Fabrikaları ziyaret ediyor, sanayi atıklarından, hurdalardan heykeller yapıyor ve sergiler açıyoruz. Ben, sanayinin içinde büyüdüm ve sanayici olarak çalışıyorum. Bu nedenle yaptığım projeler ve sanatsal işler sanayinin izlerini taşımaya devam ediyor.
Demir çelik sektöründe kariyer gelişiminizi sürdürmenizde baba mesleği olmasının ne gibi katkıları oldu? Farklı bir sektörde olmak ister miydiniz?
Sanayici bir aileden geliyorum, eşim de sanayici. Zor bir meslek; ama benim için sanki başka bir seçenek yok diyebiliriz. Üretimin içinde olmayı seviyorum. Özellikle sıvı çelik, döküm ve haddeleme… Çocukluğumdan beri fabrikaların içinde dolaşmak benim için doğal ve keyifli olmuştur. Karabük’te büyüdüm. Demirin kokusunu, dokusunu severim. Sanatçı tarafımı bile fabrikadaki ortam ve hurda demirler besler. Heykellerimde demirin kalıntılarını ve fabrikanın izlerini bulabilirsiniz. Sanayi ve sanat içinde olmak istediğim alanlar.

“Yurtdışında pek çok ülkeye ihracat yapıyoruz”
Kaptan Grup'ta ilk işbaşı yaptığınız dönemlere dair neler söyleyebilirsiniz?
Kaptan Grup’ta işbaşı yaptığımda, Ortaklar Kurulu’nda ve grubun şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almakla beraber işin icrasına da her kademeden yöneticiyle birlikte çalışma fırsatım oldu. İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim, İdari İşler, Bilgi Teknolojileri yanı sıra Lojistik alanında Limancılık, Kara Nakliyat ve Depolama konularında “sorumlu ortak” olarak görev aldım.
İnsan Kaynakları Direktörlüğü çok önemsediğim ve aktif olarak çalıştığım konuların başında geliyor. Motivasyonu ve verimliliği yüksek, sağlıklı ve mutlu çalışanlar, takım ruhu ve ‘Büyük Kaptan Ailesi’ olmak benim temel değerlerim ve önceliğim. Bunun için çalışanlarımıza yatırım yapmanın gereğine inanıyorum.
Bu bağlamda, isteyen çalışanlarımıza rehberlik ve danışmanlık hizmetleri veriyor; İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili eğitimler, sosyal etkinliklerle insana yatırımı destekliyoruz.
IT Bölümü’nden “sorumlu ortak” olarak, Kaptan Grup’un ERP’ye Geçiş Projesi’ni üstlendiğimde bu kadar zor ve uzun bir süreçle karşılaşmayı beklemiyordum. Ancak bu büyük bir değişim demekti.
Üretim, satış, teknik satınalma, hammadde satınalma, mali işler, finans konularının tek tek ele alınarak iş akışları ve onay rotalarının çıkarılarak bunlara bağlı tüm prosedürlerin ERP’ye göre güncellenmesi gerekti. Bu, bana grubun tüm birimleriyle birebir çalışma ve işin mutfağında tüm işleyişi öğrenme fırsatı verdi.
Lojistik konularında ise mevcut düzenin içinde ve yatırımların sürecinde yer alarak kendimi geliştirmeye çalıştım. Türkiye’de şirketlerin ömrü Batılı ülkelere göre daha kısa oluyor. Özellikle aile şirketleri çok uzun ömürlü olmuyor.

“2017’de uzun mamul üretimimizin yaklaşık 55%’lik kısmını yurtiçine, kalan 45%’lik kısmını ise dış pazarlara sattık”
Kaptan Demir Çelik aile şirketi olmasına rağmen uzun yıllardır faaliyette ve her geçen gün büyüyor. Bu başarıyı nasıl yakaladınız?
Şirketlerin aile bireyleri tarafından yönetilmesinin avantajları ve dezavantajları olabilir. Bence bizim aile içindeki sevgimiz kadar, karşılıklı saygı ve itaat yapımız, bir arada olmamız bize hızlı karar alabilme ve gerektiğinde fazla risk alabilme avantajı sağlıyor. Sonuçta, işletmenin çıkarları ailenin de çıkarıdır. Biz bu nedenle aile bireyleri olarak işlere çok fazla odaklanır, işle yatıp işle kalkarız.
Kurucumuz olan 84 yaşındaki babamız Yaşar Kaptan Çebi’nin halen girişimci ruhu ve tutkusu, çok çalışarak işine sahip çıkması; diğer aile bireylerini de varis olmaktan öte aynı çoşku ile işlerini en iyi şekilde yapma ve şirketi daha ileriye taşımak için azimle çalışma konusunda motive ediyor. Üçüncü kuşağın işe dahil edildiği bu dönemde, hepimiz bu takımın içersinde birbirimizi destekliyoruz.
Grup şirketleriniz, çelik üretim kapasiteniz, tesisleriniz, ürün gamı ve diğer faaliyetlerinizi bizim için özetler misiniz?
Grubumuz; Kaptan Demir Çelik’in öncü olduğu denizcilik, limancılık, tersanecilik, kara nakliyat, enerji, madencilik, geri dönüşüm ve depolama alanlarında hizmet veren şirketlerden oluşmaktadır.
Kaptan Denir Çelik; Marmaraereğlisi’nde bulunan çelikhanede 1.400.000 ton kütük, çelikhaneye entegre üretim yapan haddehanede 1.100.000 ton ve Çorlu Haddehane’de 600.000 ton inşaat demiri üretebilecek kapasitededir. Sahip olduğu sistem ve ürün sertifikaları ile kalitesi onaylanan Kaptan Demir Çelik; inşaat demiri, çelik kütük, düz yuvarlak, kare, lama, köşebent, T demir, U ve I Profil üretimini talebe göre farklı kalite ve ebatlarda yapmaktadır.
Marmaraereğlisi Kaptan Demir Çelik Tesisleri’ne 5 km mesafede, 8 rıhtım ve 5 Ro-Ro rampasıyla hizmet veren Martaş Limanı yıllık 7.500.000 tonluk yüklemeboşaltma yapabilecek kapasitededir. Bölgenin 150.000 dwt’e kadar olan gemilerin yanaşabileceği drafta sahip tek limanıdır.
Martaş Limanı’ndan her gün Bandırma’ya karşılıklı RO-RO seferleri düzenleniyor. Böylece Marmara Denizi çevresindeki sanayi ve ticaret akışı içinde Trakya’dan Gemlik, Bandırma, Mudanya ve Derince’ye giden hattaki karayolu taşımacılığını denizlere çekerek, zaman ve yakıt tasarrufunun yanı sıra trafikte de rahatlık sağlamaktadır.
Martaş Liman’ın hemen arkasında yer alan Çebi Depolama Tesisleri siloları, kapalı ve açık alanları ile depo ve gümrük antreposu olarak hizmet vermektedir. Enerji ve geri dönüşüm tesislerimizde bu dönem üretime ara vermiş olmakla beraber yeni yatırımlar için çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Uzun mamul üretiminde Türkiye’deki pazar payınız, ihracat yaptığınız ülkeler ve satış rakamlarınız hakkında neler söylemek istersiniz?
2017’de uzun mamul üretimimizin yaklaşık 55%’lik kısmını yurt içine, kalan 45%’lik kısmını ise dış pazarlara sattık. Fabrikalarımızın Trakya’da olması ve yüksek nakliye fiyatlarından dolayı, iç pazarda Türkiye genelinden ziyade Marmara Bölgesi’ndeki pazar payımızdan söz etmek daha doğru olur. Avrupa Yakası’nda yoğun bir satış potansiyelimiz ve üstünlüğümüz bulunduğunu söyleyebilirim. Bunun dışında Türkiye’deki 3.Köprü ve çevre yolu inşaatlarını yapan büyük müteahhitlik firmaları da portföyümüzde yer almaktadır.
Dış pazarda ise; başta ABD ve Panama olmak üzere, Kuzey, Güney ve Orta Amerika ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri, Afrika ülkeleri ve hatta adını çoğumuzun dahi bilmediği küçük ülkelere de ihracat yapıyoruz. Özellikle konteyner ile kıyısı bile olmayan dünyanın birçok ülkesine ihracat gerçekleştirebiliyoruz. Ancak bizim için Amerika Kıtası’nda, Kuzey, Güney ve Orta Amerika ülkeleri çok daha etkili olduğumuz bir pazar.
Ark ocaklı bir tesis olarak Türkiye’de ve ihracat pazarlarınızdaki entegre tesislerle rekabet gücünüz (kalite ve fiyat açısından) hangi seviyede?
Türkiye’deki çelik üretiminde elektrikli ark ocaklı tesislerin payı %75’tir. Buna göre 37 milyon ton sıvı çelik üretiminin yaklaşık 27 milyon tonu bizim gibi ark ocaklı tesislerde üretiliyor. Entegre tesislerin maliyetleri çoğu zaman bize göre daha avantajlı olmasına rağmen, işin kritik detayı, sizin hangi standart çelikleri yapabildiğiniz ve talep edilen standart çeşidini en iyi kalitesinde üretebildiğinizle ilgilidir.
Türkiye’deki entegre tesisler genelde yassı üretimi yapıyorlar. Dünyada ise bu oran tersi durumda olup; entegre çelikçilerin üretimi fazladır. Bunda en büyük etken Çin’deki inanılmaz entegre üretim kapasitesidir. Biz bu durumla Çin’in çevresel ve iç planlamayla ilgili faktörlerle üretimi kısmasıyla rekabet edebiliyoruz.
Ayrıca Çin’deki tesisler kendi pazarlarına zorlukla malzeme yetiştiriyorlar. Ancak Çin’in geçmişte olduğu gibi piyasaya girdikleri zamana karşı kendimizi hazırlamak için özellikle üretim verimliliği, Ar-Ge, İnovasyon ve ürün çeşitlendirme konularında kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz.
Hurda ile maden fiyatları arasında piyasanın sağladığı bir senkronizasyon var ve bunun artı - eksi değişimleri lehe - aleyhe dönüşebiliyor. Ticari pazar paylarına ve maliyetlere bakıldığında, hammadde dezavantajına karşı işletme maliyeti olarak avantaj yakaladığımız durumlar olmaktadır. Türk üreticilerinin her şekilde ve herkesle rekabet edebilecek bilgi ve beceriye sahip olduğuna inanıyorum.
Türk çelik sektörünün yaşadığı en büyük problemlerden biri hammadde sorunu (kütük ve hurda temini)… Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Türkiye’deki Ark Ocağı Tesisleri yaklaşık 75%’lik hurda kullanımlarını yurtdışından ithal ettiriyor. 25%’ lik kısmı ise yurt içinden tedarik ediyorlar. Türkiye iç pazarından daha fazla hurda tedarik edebilmeyi ümit etsek bile sonuçta üretim yapmak için dışa bağımlı bir ülkeyiz. Ama diğer taraftan Türkiye, dünyanın Çin’den sonra en büyük nervürlü demir ihracatçısı konumunda. Bu nedenle fiyatlarımızı aldığımız hurda maliyetlerine göre oluşturuyoruz.
Uzun mamulde ithal ürünlere uygulanan verginin yetersizliği yerli üreticileri nasıl etkiliyor? Bu konuda resmi makamlardan ne gibi beklentileriniz var?
Diğer dünya ülkeleri kendi yerel üreticilerini korumak için Anti Damping, Safeguard veya Sertifikasyon gibi zorunluluklarla ithalatı engellemeye çalışıyor. Türkiye’de ise, 2017 yılında %30 olan ithal demir gümrük vergisi, önce %10 indirildi. Sonra bu sene başından itibaren 0% olarak revize edildi. Bunun sonucu, çoğu Türk Standartları’na uymayan inşaat demirleri ithal edildi. Mamül, Türk Gümrüğü’ne geldiğinde, akredite bir laboratuvardan “uygundur” diye sertifika alınarak ihracat gerçekleşiyor.
Biz, bir ülkeye ihracat yapacağımız zaman o ülkenin istediği Kalite Uygunluk Sertifikası’nı alıyoruz. Zor şartlarda üretim yapan yerel üreticilerin korunması ve desteklenmesi gerekirken, oluşan bu durum bizi gerçekten çok üzüyor.
2018 yılında inşaat demiri (nervürlü çelik) piyasaları ve fiyatlar sizce nasıl bir yol izleyecek?
2017 üretim ve satış olarak iyi bir seneydi. 2018 yükselen ihracat rakamlarıyla başladı. İhtiyacının üç katı çelik üretim kapasitesine sahip Türkiye için ihracat önemli. Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci uzun ihracatçısı; en büyük nervürlü inşaat demiri ihracatçısı konumunda bulunan Türkiye, yurtiçinde ve yurtdışında nervürlü demiri en ucuza satan ülke konumundadır. Çin’in fiyatları belirleyicidir ve fiyatlarını yüksek tutması Türkiye’nin ihracatı için olumludur. Ancak, son günlerde stoklarını tüketmek adına Çin’in fiyatları düşürmeye başladığını gözlemliyoruz.
Gümrük vergisinde yapılan indirim ve buna bağlı ithalat nedeniyle iç piyasadaki fiyatların düşeceğini sanmıyorum. Türkiye’de fiyatları, küresel piyasalardaki fiyatlar belirliyor. Bu düzenleme ile birlikte, iç piyasaya kalitesiz inşaat demiri girişinde artış yaşanabilir ve nitekim bu şekilde TS 708 standardına uygun olmayan, sertifikasız, bir yıldan fazla bekletilmiş ve paslanmış inşaat demirlerinin Türkiye’ye girdiğini gördük. Ancak, deprem bölgesinde bulunan Türkiye’nin belirli standartlarda inşaat demiri yükümlülüğü bulunduğunu da unutmamalıyız.
Demirdeki fiyat artışında yükselen maliyetler en büyük etkendir. Hurdanın fiyatının 260 $’dan 350 $’ın üzerine çıkması, ark elektrodun 2.500 $’dan 10.000 $’ın üzerine çıkması, ateş tuğlasının %50 artışı gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda da fiyatların artışını yadırgamamak gerekir diye düşünüyorum.
Dünya genelinde gümrük duvarlarının yükseldiği, korumacı önlemlerin arttığı bir döneme giriyoruz. Ancak Amerika’nın, AB ülkeleri, Meksika ve Kanada’yı dışarıda bırakarak çeliğe %25 vergi getirmesi, geçen sene Amerika’ya 750 bin ton inşaat demiri ithal eden Türkiye için olumsuz bir durum oluşturuyor. Avrupa Birliği de, ABD’nin yürürlüğe koyduğu Secton 232 önleminin iç pazarına karşı tehdit oluşturacağı gerekçesiyle Korunma Sistemi Soruşturması başlattı. Ayrıca, bizim ihracat yaptığımız ülkelerden Kosta Rika da Safe Guard soruşturması başlattı. Bu konudaki sürecin AB ile etkin şekilde yürütülerek en kısa sürede Türkiye'nin bu uygulama dışında tutulmasını umuyorum.
Bu nedenle, fiyatların izleyeceği yolu öngörmek çok zor. Yaşayarak göreceğiz. Üretici olmaktan çıkarak bunun ticaretini yapan bir ülkeye dönüşmemek için Türk Demir Çelik Sanayisi’nin korunmasının ve desteklenmesinin önemini vurgulamak istiyorum. Ayrıca, tüm dünyada artan korumacı politikaların Türkiye’de de hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Kaptan Demir Çelik’in önümüzdeki dönemlerde yapacağı yatırımlar ve planladığı projelerden bahseder misiniz?
Trabzon’un Sürmene İlçesi’nde gemi tasarım, yapım ve bakım hizmeti verecek şekilde Doğu Karadeniz’in ilk ve tek tersanesi olan Çebi Tersanesi’ni 336.000 m² üzerine kurarak beş adet balıkçı gemisinin inşaatına başlandı. Her türlü kuru yük gemisi, sıvı yük gemisi, kimyasal gemi, römorkör ve benzeri vasıtaların yapımını gerçekleştirecek şekilde dizayn edilen tersanenin vinç ekipman, bina ve kapalı saha yatırımları bir yandan devam ediyor.
Martaş Liman Tesislerimiz’de vinç, ekipman ve iyileştirme yatırımlarımız her zaman devam etmekte olup; sıvı dökme yükler için Likit Depolama Tesisi fizibilite çalışmalarına devam ediyoruz. Marmaraereğlisi Haddehanemiz’de ürün çeşitliliği ve kapasite arttırımı için yatırımlara devam ediyoruz.
Marmaraereğlisi’ne tren yolunun gelmesi için Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile birlikte çabalıyoruz. Demiryolunun gelmesinin bölgenin kalkınma hızını artıracağına inanıyoruz. Biz şirket olarak 3 milyon ton garantisi veriyoruz; ki bu yükü karayollarından kurtarıp demiryoluna aktarmak önemlidir.

“Yeni yatırımlarımız için çalışmalarımız sürüyor”
Arzu Efe ve Kaptan Demir Çelik olarak içinde yer aldığınız sosyal sorumluluk projeleri, dernek çalışmaları vb. faaliyetlerinizden bizlere bahseder misiniz?
Yaşanabilir bir çevre ve daha huzurlu bir toplum olmak için imkanlarımızı paylaşmanın görevimiz olduğunu düşünüyorum. Geleceğimiz olan çocuklarımızın yaşam kalitesini arttıracak ve eğitimlerine katkı sağlayacak projelerde yer almaya çalışıyorum. Çocuklar için daha iyi yaşam şartları oluşturmaya çalışan Mika-Der’in özellikle Sevgi Evleri Projeleri’nin destekçisiyim. Bunun dışında ben daha çok Kaptan Grup’un Sosyal Sorumluluk Projeleri’nde yer alıyorum.
Çevre konularına önem veriyoruz; Kaptan Demir Çelik 100 bin ağaç dikme hedefi koyduk ve şimdiye kadar çeşitli vesilelerle farklı bölgelerde 30 binin üstünde fidan diktik. Çevre konularında farkındalık yaratmak için lise ve üniversite öğrencileriyle “Sanayi Atıklarından Sanat’’ çalışmaları yaparak sergiler açtık.
Eğitim alanındaki son projemiz olan, 15 Temmuz Şehitleri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin yapımını tamamlayarak Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim ettik. Biz, işe göre yetişmiş ara eleman bulmakta çok zorlanıyoruz ve meslek liselerinin önemine inanıyor; okulumuzun mesleki ve teknik eğitim alanında önemli bir katkı sağlamasını umuyoruz.
. . .
İçerik sadece atıfta bulunularak yayınlanabilir:
Sivas İş Dünyası. Editöryal görüş, yazarın
görüşüne aykırı olabilir.